Mazlumdur Bu Yolda Zalim (Yersen)




Bu maksatlı operasyonun hiç gözönüne alınmayan muhtemel sonuçlarını defalarca yazdık. Ancak köşebaşlarına çöreklenmiş medya esnafı operasyonların başından beri bir an bile durmadan kulüpleri, camiaları, suçlu oldukları kesinleşmemiş insanları her gün biraz daha didik didik ettiler. Leşe üşüşmüş sırtlan iştihası ve kan kokusu şehvetiyle sokaktaki insanın değer verdiği, karşılıksız bir aşkla sevdiği camiaları ellerindeki satırlarla dilim dilim doğradılar. Aslında basın bu olay sırasında 2 ana gruba ayrıldı. Birinci grup yıllarca ekmek yediği camiaları yalnız bırakıp sıvışanlar, ortada hiçbir şekilde görünmemeyi seçenler; bunlar operasyon başladığı günden itibaren ya yıllık izinlerini kullandılar yada bu konuda mümkün olduğunca yazmadılar. Bu konuyla ilgili daha önce de yazmıştık isteyen baksın. İkinci grup ise bu operasyonun perde arkasındaki gücün elindeki gazete ve televizyonlarda çalışan adamlardı ki, bu yazının asıl konusu onlardır.

Normal şartlarda ilköğretimdeki çocuğunun kompozisyon ödevini yapamayacak bir takım kifayetsiz aldıkları emirler doğrultusunda ve bu kaos döneminde adam sırasına geçme gayretiyle tetikçiliğe soyundular. Konu o kadar istismara açıktı ki, yolda futbol topu bulsa karakola götürecek, hayatında futbolla ilgilenmemiş sözde siyaset yazarları da bu kafileye katıldı. Günlerce televizyonlarda, gazetelerdeki köşelerde olmayan delillerle, söylentilerle insanları suçluymuş gibi gösterdiler, kulüpleri küme düşürdüler, sayfalara, ekranlara darağaçları kurup camiaları astılar. Yeni gelen federasyona yapmadıkları baskı kalmadı, ortada delil olmadığı halde takımların küme düşürülmesi yada Avrupa'ya gidişlerinin engellenmesi için yazmadıklarını bırakmadılar. Oysa neredeyse 1 ay önce yazdık "UEFA bu şike soruşturmasını ciddiye almıyor Fenerbahçe ve diğer Kulüplerin katılımı yönünde görüş bildirdi" diye. UEFA'nın o mektubu sansürlendi, Türk Futbol Federasyonu ile UEFA arasındaki toplantıdan önce bir kez daha tamtamlar çalındı, sanki UEFA küme düşme kararı verilmesini isteyecekmiş gibi oysa hiç böyle bir durum yoktu. UEFA TFF'den bilgi alıp, bu süreçte baskılara dayanarak küme düşürme gibi kararları aceleye getirmemesini söyleyecekti, beklendiği gibi de oldu. Bu toplantıdan istedikleri gibi bir sonuç çıkmayınca bu sefer federasyonun kendi toplantısı öncesinde sanki UEFA bazı takımların kupalardan ihracı ve düşürülmesi yönünde talimat vermiş gibi yazıp çizmeye başladılar. Federasyon ise haklı olarak o ana kadar ellerine hiçbir belge gelmediğine vurgu yaptı ve bu linç kampanyasına alet olmadı.

Süreç içerisinde zaten yetersiz delil ve belgeyle başlatılmış olan bu operasyonu bir takım medya iyice sirk çadırına çevirdi. "İbrahim Akın itirafname imzaladı şike var" diye ortalığı ayağa kaldırdılar, "olamaz öyle şey" dedik bu blogda ve itirafname yalan çıktı, "Şekip Mosturoğlu pişmanlıktan faydalanacak" dediler, "adam hukukçu girmez onun altına, yalandır" dedik o da yalan çıktı. "Serdal Adalı dinlemeye takıldı, Türkiye Kupasında şike var" yazdılar, "ellerindeki dinlemede böyle bir şey olmasına imkan yok, üstelik o final Türk Futbol Tarihi'nin en lekesiz finallerinden biridir" dedik Adalı içeri alındı ama o "sözde" konuşma iddiası da ortadan kayboldu çünkü yoktu. Bütün bu infaz girişimleri sürerken bir yandan "bu memlekette bazı maçlar yıllarca oynanamaz" diye yazdık ama  herkes tasmasından tutan efendilerinin emirlerine o denli kaptırmıştıki kendini duyan bile olmadı.

Shaktar maçında olanlar bu kıyametin çok küçük bir provasıdır ve olan bitenin asıl suçluları şimdi mağdura yatıyorlar bir de pişkin pişkin. Yalan haberler, yanlış bilgilerle dolu ortalık gene. Taraftar kendisine ve kulübüne yapılan saldırı karşısında gene de "ölçülü" sayılabilecek bir tepki verdi. Bütün basın mensuplarına saldırılmış havası yayılmaya çalışılsa da hedeftekiler tetikçi medyanın "kabahatli" bazı adamlarıydı. Kimse kusura bakmasın ama bütün bu zaman içinde maksatlı olarak koskoca kurumların cellatlığını yapmanın, cevap veremeyecek durumda insanların ağzından yalanlar yazmanın bir bedeli var ve daha bunlar iyi günlerimiz ne yazık ki. Şiddeti desteklememiz yada onaylamamız sözkonusu değil, bu süreçte aklı başında her taraftarın yapacağı öncelikli iş boykottur. Öncelikle tetikçi ve korkak medyanın hiçbir nakit ödemeli ürününü tüketmemek (gazete dergi vesaire almamak), sonrasında ise görsel medyada bu programlara sponsor olan markaları belirleyip, o markalara boykot uygulamak ve taraftar gruplarında bu kararları ilan etmek. Kısa sürede bazı leş yiyicilerden kurtulmanın en pratik yolu budur.

About Şükrü Demiray

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder